Kahvenin 1517-1550 yılları arasında Osmanlı topraklarına ulaşmasından kısa bir süre sonra Osmanlı Halkı tarafından kısa sürede sevilmiş ve bolca tüketilmeye başlamıştır. Türk Kahvesi; sunumu ile diğer kahvelerden kendini ayırmıştır. Osmanlı saraylarında gerçekleşen kahve sunumlarının gösterişi yerli ve yabancı birçok eserde yer edinmiştir. Osmanlı sarayında kahveci görevlilerini ilk tayin eden Kanuni Sultan Süleyman olmuştur. Osmanlı saraylarında kahvenin görkemli bir tören ile sunulması için yeni bir ekip oluşturulmuş ve bu kişilere özel kıyafetler diktirilmiştir. Ayrıca kahve sunumu için çok gösterişli geleneksel motif ve değerli taşlar ile bezenmiş ekipmanlar üretilmiştir. Bu ekipmanlar kahveciağabaşına zimmetlenmiştir. Kahve sunum töreninde kullanılan ekipmanların değişime uğraması ile sunum şekilleri zaman içinde değişikliğe uğramıştır. Sarayda kahvenin tüm hazırlıkları için tahsis edilmiş bir oda bulunmaktaydı. Kahve servisi için selamlıkta görevli kişilere kahveciağa denilmekteydi, haremde görevli kişilere ise kahveci usta, kahveci kalfa veya kahveci kız isimleri verilmiştir. Kahve servisinde görevli olacak kişiler servis eğitimi aldıktan sonra bu göreve getirilirdiler. Kahve servisinden görevli kişilerin kişisel bakım ve kıyafetlerine dikkat etmeleri çok önemli bir kuraldı. Kahve servisi için ekipmanlar günlük temizlenir ve kontrolleri sağlanırdı. Sarayın kahvesi günlük kavurulur, pişirme için kullanılan su günlük getirilirdi. Ayrıca kahve ikramında servis edilecek şerbet ve tatlılar organize edilirdi. Şimdi zamanda geriye gidelim ve kahve sunum töreni nasıl gerçekleşiyordu hep beraber dinleyelim. Genellikle kahve sunum ekibi minimum 6 kişiden oluşur, misafir sayısına göre kahveci sayısı artış gösterirdi. Kahve servisi için odaya gelen kahveciler, misafirlere baş selamı verir kapıya yakın bir noktada dizilirlerdi. Büyük bir ustalıkla sessizce kahve servisi başlardı. Birinci kahveciağa gümüş tepsi içinde buhurdanlık ve gülabdan taşırdı. Kahveciağabaşı buhurdanlık içindeki buhuru yakarak sunumu başlatırdı. Bu sırada kahveciağalardan biride odada bulunan kişilere, el ve yüzlerine sürmeleri için gül suyu servis ederdi. Ortamı çiçek kokularının sarmasının ardından kahve ikram töreni başlardı. İkinci kahveciağa kahve fincanı, fincan zarfı ve fincan tabaklarının olduğu tepsiyi taşırdı. Kahve tepsisi gümüş, tombak yada bakır malzemeden geleneksel motifler ile işlemiş ekipmanlardı. Fincanların üzerinde stil puşidesi örtülü olurdu. Stil puşidesi ipek saten ve kadife kumaştan yapılmış, altın, gümüş ipliklerle geleneksel motiflerin yer aldığı, kıymetli taşlarla bezenmiş, kenarları saçaklı örtüdür. Stil puşidesinin rengi kahve servisi ekipmanları ile uyumlu olacak şekilde şeçilmekteydi. Kahvecibaşı ağa tepsi üstünden stil puşidesini alır, katlayıp omzuna atardı(bazı kaynarlarda sol omuz bazı kaynaklarda sağ omuz yazmaktadır). Kahvecibaşı ağa fincanları tek tek fincan zarflarının içine yerleştirirdi. Tepsi içinde bulunan fincanlar genellikle fağfuri denilen Çin porselenleri olmaktaydı. Ayrıca zaman içinde İznik, Kütahya, Yıldız, Fransa ve Almanya fincanlarıda sarayda yerini almıştır. Belirli bir döneme kadar kulpsuz fincanlar üretildiği için serviste fincan zarfı kullanılmıştır. Fincan zarfı kahve fincanın içine konulduğu el yakmasını engellemek için yapılmış ekipmandır. Zarflar gümüş, tombak, özel kokulu ağaçlar gibi malzemeden üzeri işlemeli ve değerli taşlarla süslenmiş olarak üretilirdi. Üçüncü kahveciağa elinde stil takımını taşırdı. Stil çukur bir tabak şeklinde bakır, tombak, gümüş gibi malzemeden yapılmış, ortasında odun ateşi bulunan, üzerine kahve ibriğinin yerleştirildiği ekipmandır. Stil takımının kenarlarına bağlı 3 zincir ile askıya alınarak taşınırdı. Dördüncü kahveciağa bir eline özel bir bez bağlar sıcak stil takımından kahve ibriğini alırdı. Tepside bulunan fincanlara kahveyi doldururdu. Kahvecibaşı Ağa sol eli ile kahveyi alır sağ elinin baş parmak ve işaret parmağın üzerine bırakır, sol elinin göğsünün üzerine koyup padişaha doğru yürür, yanına gelince biraz eğilir ve fincanı uzatırdı. Kahve servis edildikten sonra geri yürür, tepsiden yeni kahve alır ve bir sonraki misafire kahve servisine devam ederdi. Kahve servisi sessiz başlar ve sessizlikle biterdi. Beşinci kahveciağa özel şerbetlerin ve tatlının yer aldığı tepsiyi taşırdı. Misafirlere kahve ile birlikte şerbet ve tatlı ikram edilirdi. Balıkhane Nazırı Ali Rıza beyin yazılarında odadaki misafir sayısına göre kahveciağa geldiği ve aynı anda kahve servisi yapıldığını yazmıştır. Padişahların zaman zaman kahve içinde kakule, sarısabır, akamber, misk, karanfil vb. maddeleri kahveye katılması suretiyle kahve tükettikleri kayıtlarda yer almaktadır. Kahve odasında özel bir kahve ocağı yer alırdı. Bu ocak genellikle dört gözlü mermer ve geleneksel motifli çini ile kaplıydı. Ocak içinde odun ateşi yanar kazan ve kahve ibriklerinde kahve hazırlanırdı. Ocağın yantarafında kilitli dolaplar içinde kahve ekipmanları yer alırdı. Kahve ekipmanlarına baktığımızda boy boy kahve güğümleri,ibrikleri, kazanları, kahve kavurma tavası, kahve soğutma ekipmanı, dibek, stil takımı, stil güğümü, kahve tepsileri, fincan zarfları, stil puşidesi, şerbet bardakları vb. birçok ekipman yer alırdı. Kahve ekipmanları hazine tarafından kahvecibaşı ağaya zimmetlenir kendisi özel bir dolapta kilit altında tutardı. Kahve servisinde kullanılan ekipmanları renklerinin aynı olması önemli bir kuraldı.



